Tarsus Amerikan Koleji Mezunları her yıl 19 Mayıs’a en yakın cumartesi günü ‘Homecoming’ adı verilen ve tüm dünyada yaşayan TAC’lilerin katıldığı ‘Eve dönüş’ etkinliği yaparlar. Bu yıl da bu etkinlik 17 Mayıs Cumartesi gerçekleşecek. Aşağıdaki yazı bu önemli etkinliği hicveden bir denemedir. A.C.
Homecoming ile ilgili bir söyleşi…
Soru:
Ben mezuniyetten bu yana okula hiç gitmedim. Çok methettiler; Homecoming çok güzelmiş. Bu yıl niyetim var ama tam karar veremedim. Nasıl katılıyoruz acaba; bilet falan almak gerekiyor mu ki? Bizden kimse de yoksa oralarda… gariban kalmayalım. Herkes sınıf arkadaşlarıyla geliyordur…
Cevap:
Elinizi kolunuzu sallayarak gelebilirsiniz. Bilet, kayıt gerekmiyor. Adı üstünde; Homecoming… yani evinize geliyorsunuz. Evin bileti olmaz ki. Gelmek için arkadaşlarınıza bağımlı kalmayın; okulda yüzlerce mezun olacak o günlerde. Sizin sınıfınızdan veya başka sınıflardan çok sayıda gülen yüz göreceksiniz etrafta. Çıkıp gelebilirsiniz çat kapı.
Soru:
Tamam, rahatladım… Epeydir düşünüyordum bir ‘Homecoming’ görmeyi. Bu ifadeler beni cesaretlendirdi; bu sene gelmeye karar verdim. Peki nerede kalacağız? Tarsus’da otel var mıdır ki? Ayırtmak lazım, kalabalıktır şimdi. Ben araştırsam çok zorlanırım. Vaz mı geçsem? Oralarda bana yardımcı olabilecek kimse var mıdır ki? Bence yoktur; onca işin arasında benimle kim uğraşır ki. Baksana millet 100 kişiden bahsediyor, 10. yıl, 20. yıl, hele bir de 30. yıl mezunu moruklar var. Ortada bir tek Betül Abla diye birinin adresi ve telefonu dolaşıyor. Bu kadar işin arasında benim otel ve ulaşım organizasyonumla kim uğraşır ki?
Cevap:
Yanılıyorsunuz; siz bizim için çok kıymetlisiniz. Çok basit görünen ihtiyaçlarınız için bile Derneğinizi aramalısınız. Haklısınız, az sayıda çalışanla çok iş yapmaya çalışıyoruz. İtiraf etmek gerekirse çok da profesyonel değiliz. Bazı işleri kafa göz yara yara yapıyoruz. Ama bir heyecanımız var ki görmelisiniz. Sizin isteklerinizle uğraşmaktan bizler mutlu oluruz. Otel dediğiniz nedir ki; tabi sorun yaşanabilir ama evlerimiz ne güne duruyor; en kötü ihtimalle misafir ederiz sizi. Ama buna gerek de kalmaz, oteli bizim için kapattık çünkü J Bakın 30. yıl mezunları ne yapıyorlar; Cuma ve cumartesi akşamı Stickler’ın çatısında kalacaklar. 30-37 yıl öncesine dönecekler. Sabah kumruların ve saat kulesinin sesiyle uyanacaklar bir kez daha, Stickler’ın çatısında.
Soru:
Kesin geliyorum… Baksana neler oluyormuş. Yahu bunlardan hiç haberimiz olmuyor. Bilsem bu yıla kadar beklemez her sene gelirdim. Dur bizimkileri de arayayım, onlar da gelsinler. Hem benim aklımda o arkadaki barfikslerde yeniden pushup çekmek var ne zamandır. Merak ediyorum eski formumda mıyım. Demirin bir ucundan atlar, havada diğer demiri tutardık eskiden. Şimdi bu göbekle heralde ortaya düşer kalırım. Gidelim de yeniden deneyelim. İnşallah rezil olmayız. Sabah erken gitmek lazım kimse görmeden. Hele bizimkiler görürse kaydedip youtube’a koyar herkese rezil ederler adamı.
Cevap:
Hmmm… Tabi bazı şeyler değişti okulda. Sizi üzmek istemem ama artık barfiksler yok. Onun yerine Türkiye’nin en güzel spor salonlarından birisi var. Hidrolik potalı, kondüsyon salonlu, bale odalı, hareketli tribünleri var. Eski günleri biz de çok özlüyoruz ama yeniliklere de alıştık. Okulun genel ruhu duruyor; Stickler’ımızda yaşıyor. En iyisi gelip gözlerinizle kendiniz görün.
Habersiz olmanıza gelince; belli ki siz okul gündeminden epey uzak kalmışsınız. 3 ayda bir her mezuna ücretsiz Bizletter gönderiyoruz. Adresiniz güncel değil anlaşılan. Hemen en sağlam adresinizi betul@tac.k12.tr adresine yazın ki yeni basılan Bizletter’ı hemen yollayalım. Ayrıca www.tac-alumni.org sayfamız var. Bizim heyecanlı, amatör mezunlarımız ellerinden geldiğince güncelliyorlar. Haberiniz yok ama orada sizin de kişisel web sayfanız hazır. Kendi haberlerinizi girip kendi başınıza siteye yükleyebilirsiniz, mutlaka deneyin… Ayrıca egroups’umuz var; 1350 üyeli. Her ne kadar zaman zaman TAC dışındaki konulara fazlaca dalsak da müthiş dinamik bir haberleşme içindeyiz mezunlarla.
Soru:
Okula saat kaçta geleyim? Çok erken gelip de sıcakta akşama kadar aç susuz ortada kalmayalım. Bu işin asıl saati kaç? Yani en önemli etkinlik saat kaçta olur, bilelim de ondan 10 dakika önce geliriz. Zaten bir sürü işimiz var, çocuk kurstan alınacak, eve tamirci gelecek… çok da yorgunum. En iyisi ben fırsat yaratabilirsem akşam yemeğine gelirim, erkenden de kaçarım. Zaten bizim dönemden kaç kişi olur ki?
Cevap:
O kadar uzaktan kalkıp geleceksiniz, yılda bir gün için yol katedeceksiniz, sabah bir iki saat daha fazla uyumak için günü kaçırmayın. Her zaman uyursunuz ama he zaman reunion olmuyor ki. Homecoming’in asıl bir saati yok; sabahtan akşama kadar her an mavra, her an muhabbet, yemek ve içecekler var. Siz en iyisi sabah saat 9 da okulda olun. Bütün işlerinizi ayarlayın, o gününüzü boşaltın, kendinize ayırın. Bilin ki yüzlerce mezun çok uzaklardan heyecanla geldiler. Akşam uygun bir saatte gidersiniz. Bizden söylemesi; ‘ben bunlari kaçırmışım’ demeyin sonra. Bakın; 98 mezunları 100 kişi geliyorlar; Hindistan’dan, Kanada’dan… Futbol maçlarında karşılarına çıkacak olan 81 mezunu abilerine karşı çelik gibi sinirlere sahip olmak için psikolojik danışman bile tutmuşlar…
Soru:
Amma ballandırdın… ne tür etkinlikler düzenlediniz? Sanatçılar var mı?
Cevap:
Tecrübelerimiz gösteriyor ki, mezunlarımız okula yıllar sonra okulu görmek ve sohbet etmek için geliyorlar. Çok uzun süren konserler, gürültülü etkinlikler istemiyorlar. O tür konserlere her zaman gidebilirler. Sohbeti kesen uzun süreli performanslar yerine kendi gruplarımızın söyleyeceği şarkılar, türküler tercih ediliyor. Okulumuzun çok güzel müzik aletleri var, hepsi sahnede hazır olacak. Mezunlar istediklerinde çıkıp çalıp söyleyebilecekler. Ayrıca aramızda misafir olan sanatçılar da olacak. Onlar da bir şeyler çalabilecekler.
Soru:
Sabah gel dedin. Peki okula gelince ilk nereye gideceğim; kimi bulmam lazım? Ben okula gelmeyeli yıllar oldu, ortada kalmayalım… Kim yol gösterecek bize ?
Cevap:
Hiç öyle şey olur mu; hepimiz oradayız. Siz kendinize güzel bir park yeri bulun önce. Okulun karşısında Sadık Paşa Konağı var. Onun bahçesi şimdi otopark oldu. Kurtuluş savaşının Sadık Eliyeşil Paşa’sının konağı şimdi okulumuza ait. O tarihi binanın bahçesine park ettikten sonra okula girin.
Evet; fark ettiniz… gözünüz eski ‘GATE’i aradı. Atılmadı eski demir kapımız. TAC müzesine koyulmak için korunuyor. Hani kapı kanadının içinde ayrıca küçük bir kapının olduğu, alttaki demire takılmamak için adımınızı yüksek atarak geçtiğiniz, bisikletle okula geldiğiniz yıllarda bisikletin ön tekerleğini kaldırıp gidonu yan çevirerek girdiğiniz o eski kapımızın yerinde yenisi var.
Kapıdaki görevli güler yüzle karşılayacak sizi. Yavaşça, ürkekçe ilerlediniz… az ileride birkaç masa var…
‘Yahu ben bunları tanıyacak gibiyim ama bir türlü çıkaramıyorum. Ah bu isim hafızamın zayıflığı yok mu… rezil olduk. Sorsan ayıp olur, ah isimlerini bir duysam. Neyse galiba yaka kartları var, çaktırmadan bakarım bir ara. Şimdilik genel ifadelerle idare edeyim; ‘Nasılsınız Abi; sizi görmek ne güzel, şimdi nerelerdesiniz…’’
‘Tamam, Betül Abla’yı tanıdım. İyi ki Tuğla sayfasını detaylı incelemişim; tuğlasındaki fotoğraftan tanıdım. Şimdi buradan çaktırmadan geçip okulun derinliklerinde kaybolup kendimi unuttursam mı ki. Şimdi bunlar üstüme çullanıp yok tshirt’dü, yok aidattı, yok Tuğlaydı, yok adresti… feleğim şaşar valla. Birkaç gülücükle ilgiyi arkadan gelen abiye yıkıp kendimi unutturup sıvışmak en iyisi galiba…’
‘Yok ya… günahlarını almışım. Bunların derdi bir şeyler almak değil vermekmiş meğerse. Baksana ne kadar içtenlikle karşıladılar beni. Valla helal olsun, ben bu kadar ilgi beklemiyordum. Yıllardır ne aidat ödedim, ne bir katkım olabildi derneğe. Sabırla her defasında yeni Bizletter’ı yolladılar adresime. Uğraşıp duruyorlar dernekle. Koca koca adamlar… hepsinin işi gücü de acayip yoğun. Nasıl zaman ayırılır bu işlere, yok etiket yapıştırdın, yok adresim değişti, yok iş arıyorum aman şu ağabeyi arar mısın, burs ihtiyacım var… uğraşıp duruyorlar. Benim de hiç aklıma bile gelmedi bugüne kadar sormak; ‘abi benim yapacağım bir şey var mı, nasıl katkıda bulunabilirim demek.’
‘Tamam abi, ben bu ortamı, bu heyecanı, bu yapılanları gördüm ya… Bundan sonra ben de elimden geleni yapacağım. Baksana sadece 500 kişi aidat ödemiş geçen yıl. Bunun kat kat fazlası sadece burs olarak verilmiş ihtiyacı olanlara. Daha başka da bir sürü iş var. Ben de en azından aidatımı öderim. En azından dergiyi okurum, webi ziyaret ederim. Uygun olduğumda bir tuğla alırım ben de…’
‘Sahi… hazır gelmişken şu adresimin doğrusunu yazdırayım. Habire yanlış gelip duruyor dergi. Masada duran formu doldurayım da Betül Ablaya bırakayım. Ne olup bittiğinden haberimiz olsun bari.’
‘Vay be, bizim Stickler aynen duruyor. Restore edilmiş ama fark etmek mümkün değil, süper olmuş. Bir tek ikinci kattaki balkon eksik gibi ama bu hali de çok güzel. Merdiven demirleri bile aynı duruyor. Vay be… şu demire asılıp az mı sallanırdık. Bir keresinde bizim V… pencereden aşağıya naylon torba dolusu su atmıştı da milletin ödü patlamıştı. Hep beraber yukarıya koşup Stickler’da atanı kovalayıp durmuşlardı. Tahta merdivenler nasıl da gıcırdardı. O çocuk halimizle şimdi olduğundan çok daha büyük görünürdü bina gözümüze. Auditorium’un dili olsa da anlatsa. Okula giriş sınavına bu salonda girmiştik. O zaman çok daha değişikti tabi. Ortada sütunlar, üçlü portatif sandalyeler vardı. ‘
Soru:
Kapıdaki karşılama çok güzel, çok önem vermişsiniz girişte mezunu pozitif enerji ile karşılamaya. Günün programını da verdiniz, yaka kartım da hazır. Helal olsun ne güzel düşünüp önceden hazırlamışsınız adımıza kartları. Bir anı fotoğrafı çekmek lazım hemen, ayık kafayla. Eşimle, çocuğumla. Ama fotoğraf makinasını da almamışım ki yanıma. Birisi fotoğraf çekse? Kime söylesem ki? Hani yemeklerde, düğünlerde fotoğraf çekerler de çıkarken satın alırsınız. Bazen de önünden hızla geçersiniz gereksiz yere kazıklanmamak için. Ama feda olsun, Stickler önünde çocuklarımla bir hatıra fotoğrafı çektirsek ne hoş olurdu?
Cevap:
Bunu diyeceğinizi biliyorduk. Fotoğrafçımız hazır. Siz buyrun şuraya, biz çekelim fotoğrafınızı sizin yerinize. Ama merdivenlere gitmeyin, herkes aynı hatayı yapıyor… O zaman arkada sadece Auditoriumun kapısı görünüyor. Siz uzakta kalın ki arkada binanın tamamı görünsün. O saatte Stickler güneş altında olur, siz gölgede kalırsınız ve yüzünüz karanlık çıkar, mutlaka flaşla çekelim fotoğrafı. Boydan çıkmaya da gerek yok, sizi fotoğraf karesinin köşesine yerleştirip arkada muhteşem binayı yerleştirelim. Biz önceden anlattık fotoğrafçıya, merak etmeyin. İyi çekecektir. Ha… bu resim bana nasıl ulaşır konusunu da hiç merak etmeyin… az önce adresinizi, mailinizi güncellediniz ya… biz size mail ile göndeririz sonradan. İsterseniz tuğlanıza da link olarak bu resmi koyarız, çok havalı olur. Altına da iki satır yazı yazarsınız, alın size web sayfası. Hem de çok tıklananından. Bize bir mail yeter; ‘benim okulda çekilen Stickler’lı resmim tuğlama link olarak koyula…’
Gün boyunca ne zaman ve nerede fotoğraf çektirmek isterseniz sadece haber verin yeter. Fotoğrafçıyı girerken gözünüze kestirin… zaten BONUS kafa saçlarıyla hemen bulursunuz. Çektirin istediğiniz kadar fotoğraf, sonra biz size gönderelim. (Burası da fazla mı iddialı oldu ne? O kadar adamın fotoğrafı arasında kimin kim olduğunu kim bulacak da gönderecek? Bu iş bana kalacak gibi… hapı yuttuk… internete önce albüm şeklinde koymak lazım. Neyse biz şu pozitif enerjiyi yayalım bir kere… sonrasında Allah Kerim )
Maçları da ayrıca videoya alacağız. Dağhan ilgileniyor onunla da. Eminim maç CD’lerini de isteyenlere göndereceğizdir (Yahu tamam da bu kadarı da fazla mı ne? Şimdi mesela 98 mezunları 100 kişiyle gelip tribünlerde Meksika selamı yaptılar, davul zurna ile oynadılar ve mentorlarının da desteğiyle 81 li abilerini yendiler diyelim. Sonra sarmaş dolaş oldular ve BOM çektiler diyelim. Bunun CD sini de çoğaltıp yolladık diyelim. Bunu alan mezun bir tuğla da almaz mı kardeşim. Hizmetin bu kadarı da fazla yani. Neyse, ağzımızdan çıktı bir kere, yollayacağız çaresiz J
Soru:
Peki; iki saattir okuyorum ancak kapıdan içeri girebildim. Bu iş pehlivan tefrikasına döndü. İşimiz gücümüz var kardeşim, biraz hızlansak? Tamam okul, TAC… ama karnımız aç… ne yeyip ne içeceğiz, okulun yeni halini nasıl gezeceğiz? Bira var mı? Soyunma odanız var mı? Duş, tuvalet işleri ne durumda? Hazır okula gelmişken bir iki hatıra eşyası alsak… meşhur Gift Center’ımız nerede? Yeni TAC çantaları yaptırdığınızı duyduk, nefis olmuş, buruşmuyormuş, baskısı, rengi süpermiş, bitmeden bir tane de biz alsak… şimdi 98 liler gelip ortalığı talan ederler, ne Tuğla Tshirt’u kalır ne de çanta. Hazır gelmişken çocuklara bir şeyler götürsek… Hele bir efsane var; ünlü modacı Arzu Kaprol bir tshirt design etmiş Tuğla Projesi yararına, hiç para almamış bu iş için, en ufak bir tasarımının bile değeri onbinlerce dolar iken… bayanları da unutmamış ve her size’da bayan modasına uygun hatlarda siyah ve beyaz üretmiş en kaliteli kumaştan. Geliri de tamamen projeye gidiyormuş. Bu tshirtler de biterse ben bir tane bile alamadan yuh olsun bana. Eve ne götüreceğim hediye olarak. (Editörün tiyosu: diyelim ki bir tuğlanız var… taksit taksit ödüyorsunuz. Tuğla tshirtü aldığınızda onun parasını tuğlanıza mahsup edebiliyorsunuz. Hem tuğlanız büyüyor hem de tshirt bedavaya geliyor. Valla bizim suçumuz yok; Digitürk de benzer şeyler yapıyor; lig bitti ben çıkıyorum diyorum, öyle bir kampanya öneriyorlar ki kafanız karışıyor. Yani uzun lafın kısası HERKES TUGLA TSHIRT’Ü ALACAAAKK J
Cevap:
Arkası başka zaman. Bu adamın işi gücü yok mu demeyin… Vallaha var, hem de çok var. Ama ne yapalım… başka nasıl havasına gireceğiz Homecoming’in… Ben bu havaya sokma denemelerini 78 grubunda yıllardır yapıyorum, pek de başarılı olduğum söylenemez (Bkz: www.birtugladasenkoy.com ) başaramadım. İnşallah bu sefer biraz işe yarar…
Hepinize sevgiler…
Bekliyoruz.
Ali Cerrahoğlu’78