Sevgili Tenis camiası;
Müthiş bir turnuvaydı; emeği geçen herkesi, başta federasyon başkanı Ayda Uluç’u gönülden kutluyorum.
Ben de gözlemlediğim bazı ayrıntıları paylaşmak istedim;
Teknik ekibin hazırlığı:
Çiftler yarı finallerinin ilkinin sonunda, galip gelen oyunculardan birisi tribünlerin en üstünde oturan seyircilere atmak istediği topa öyle bir vurdu ki, belki milyonda bir olacak bir şey gerçekleşti ve top yerden belki 40 metre yükseklikteki aydınlatma projektörüne çarptı, kocaman iki kablo yerinden çıktı, o projektör söndü. Kısa bir süre sonra tam donanımlı bir görevli, kaskı, ışığı, giysisi, tırmanma ekipmanı ile sistemi onarmak üzere hazır vaziyette geliverdi. Çevik hareketlerle ışıklandırma sisteminin platformuna tırmandı. Çıkarken konuşmalarına şahit oldum; maç arasındaki yaklaşık 20 dakikalık sürede işi bitirip inemeyecekse maç boyunca tepede kalmak üzere anlaştılar. Nitekim öyle oldu; elindeki güvenlik kancasını her adımda takarak kendi güvenliğini de maksimum hesaplamış bir şekilde arıza bölgesine ulaşması en az 10 dakika sürmüştür. Çevik hareketlerle onarımı tamamladı, sesizce tam bir maç boyunca tepede çelik aksamın içinde, yerden yaklaşık 40 metre yükseklikte bir yarı final maçı seyreden belki de dünyadaki tek kişi olarak maçın bitimindeki arada inmek üzere oturdu. Bu detayın hesaplanması, o görevlinin salonda hazır bulundurulması etkinliğin kalitesini, üzerinde çalışılmışlığını gösteriyor.
Top toplayan çocukları hayranlıkla izledim. Ne kadar kendilerinden emin, rahat, sanki her gün bu işi yapıyormuşcasına güvenli bir duruşları vardı. Belli ki çok çalışmışlar. Ben hiç şaşırdıklarını, aksadıklarını görmedim. Nerede, hangi düzeyde maçlarda deneyim kazandıklarını merak ettim. Tebrikler çocuklara. Ama tören sırasında biraz arkada ve sönük kaldılar. Oyuncular ve protokol yürürken onların arasından geçebilseydi çok hoş olurdu.
Senyor tenisçilere vize ile bilet verme uygulaması çok iyi düşünülmüş. Kendini farklı hissettiren, onore eden, senyor tenisine teşvik eden bir uygulama. Artık daha fazla sporcu lisans çıkartmaya, vizesini güncel tutmaya gayret edecektir.
Seyirciler tek kelime ile muhteşemdi. On bin kişinin çıt çıkmadan oturabileceğine inanmak güç. Yeri geliyor on kişi bile sessiz kalamıyor, her kafadan bir ses çıkıyor ortamlarda. Tek bir vücut gibi aynı tepkileri veren, çok coşkulu, konsantre ama o kadar da disiplinli bir seyirci vardı benim seyrettiğim üç gün boyunca. Seyircinin enerjisi yüksekti. Zaman zaman tribünlerin karşılıklı ‘kırmızı-beyaz’ diyetempo tuttuğunu, ‘efsane’ çektiğini hayal ettim
Şaka bir yana, alkışların ve temponun zamanlaması, servis atılmadan hemen önce herkesin aynı anda susması çok hoştu. (Alkış temposunu bir keresinde de biz başlattık, on bin kişinin temposunun sizin iki alkışınızla başlaması çok güzel bir duygu:) Tribünden gelen tek tek destek nidaları da maçlara renk kattı. Her tarafımız tutuldu tutulmasına ama bunda koltukların suçu yok; 8-9 saat hareketsiz oturunca eklemlerimiz ister istemez oldukça zorlandı.
Kupa töreni güzeldi. Protokole mensup çok kişinin bulunması ve her birinin konuşması törenin asıl konusu olan sporcuları, şampiyonları gölgeliyor. Ama bu törende konuşmaların kısa ve samimi şekilde yapılması çok güzeldi; içten duygularını paylaştılar.
Devletin temsiliyetinin alt düzeyde olmasını ben de çok yadırgadım. Genel Müdür yardımcısının emeği çok büyüktür de onu onore etmek için oraya çıkartmışlardır diye yorumlamak istedim. Turnuva boyunca gözlerim Cumhurbaşkanı’nı, Başbakan’ı, herkesi aradı; yoklardı. Ne olursa olsun bu düzeyde bir etkinlikte devletin en üst düzeyde temsiliyeti çok önemliydi.
Helal olsun size; çok önemli bir iş başarıldı. En önemli işi de seyirciler, bizler başardık, bize de helal olsun. Her konuşmada seyircinin vurgulanması, takdir edilmesi de bizi onurlandırdı.
Şimdi işin uluslar arası kısmı, kitleleri özendirmek, model olmak, dünya vatandaşlığını vurgulamak, çıtayı yüksek tutmak kısmı tamamlandı, hem de çok güzel bir şekilde. Şimdi ülkemize dönmek, bu etkinliği faydaya çevirmek, en ücra şehirlerdeki en küçük kulüpleri ziyaret etmek, onların toplantılarına katılmak, etkinliklerine destek vermek, güç vermek, moral vermek, kucaklamak zamanı. Görünür bir mazeretle, bu büyük organizasyonun hazırlık aşamasının ekibi meşgul etmesiyle belki daha az zaman ayrılabilen ‘saha’ya dönmek zamanı. Tribündeki on binlerin yanına gidip onların ihtiyaçlarını dinleme zamanı. Bu turnuvada devlet büyüklerinin eksikliği nasıl farkediliyor ve hissediliyorsa sahadaki turnuvalarda da federasyon büyüklerinin eksikliği aynı derecede hissediliyor inanın.
Herkesin eline sağlık…
Ali Cerrahoğlu
Tarsus