hacettepe-2009

Arkadaşlar merhaba;

Geçen cuma akşamı müthiş bir nostalji yaşadım Hacettepe’de. Sağolsun Mürvet’in sayesinde… Gruba Hacettepe Üniversitesi Spor Kulübü’nün 2. ligdeki maçlarını bildirmese hiçbir şeyden haberim yoktu. Maç saati ve yeri de bana uyunca gitmeye karar verdim.
 


Önce Mürvet’e uğradım Hacettepe Anatomi’deki odasında. Çok hoş bir uygulama yapmışlar Anatomi bölümünde; girişte hemen karşıdaki duvarda kuruluşundan bu yana görev yapan tüm öğretim görevlilerinin fotoğrafları asılı. Hepsi onore edilmiş. Bizim zamanımızda asistan olanların şimdi hoca/bölüm başkanı olduklarını gördüm; zaman nasıl geçiyor… Kadavra derslerinde bir banka yönetim ofisinde giyebileceğiniz modern ve özenli kıyafetlerle kadavraları kesip biçerlerken hatırlıyorum onları. O dönemde çok ilgimi çekmişti, hafızama yerleşmiş.
Mürvet’i güleryüzlü, enerji dolu ve etrafa pozitif enerji saçarken gördüm. Telefonda Serdar’la konuşup heyecanla maçı anlatıyordu. Benim t-shirt’üm de masasının üzerinde hazırdı. Takıma daha fazla katkı sağlayabilmek ve bir tane daha aldirmak için herkese bir numara büyük t-shirt veriyor haberiniz olsun :) Toplantı çıkışında direkt gittiğim için kıyafetimin bir basketbol maçına göre uygun olmadığını farkederek uyum sağlayabilmek için kravatımı çıkartabildim sadece; artık maça gitmeye hazırdık. Mürvet konuya o kadar hakim ki, bir telefonla yerlerimizi ayırtıverdi.
Bizim zamanımızda Hacettepe salonunda fazla maç yapılmazdı; bu nedenle hep sporcu olarak ön kapıdan girerdik. Şimdi seyirci olarak arkadaki tribün girişinden girmek değişik geldi. Salon yenilenmiş, müthiş olmuş. Mor-beyaz renkler, herkesin oturabileceği şekilde koltuklar tertemiz. Karşıda sponsorlar için standart panolar hazırlanmış (hala hepsi dolu değil, haberiniz olsun), skorboard, pota arkalarında seyirci koltukları var. Salona girişte de yüksek bir tahta basamak vardı; üzerinden atlar salonun içine girerdik. Artık yok o kapı/basamak.
Salon doluydu; kızlı erkekli öğrenciler, hocalar, aileler hep beraber tezahürat yapıyorlar. Oyuncuları ve hocaları herkes tanıyor, onlar da tribünlere gülücükler gönderiyorlar. Mürvet zaten herkesle kanka, konuya acaip hakim. Bana oyuncuların özgeçmişlerini sayıveriyor bir çırpıda :) Annesi, oğlu tribünde, kardeşi sahada…
Ben de katıldım ekibe hemen. Fotoğraflar çektik poz poz; kırk yılda bir Hacettepe’de maça gitmişiz, hemen belgelemeli; zaten yaşımız gelmiş elliye, ne olur ne olmaz. Resimleri kesip biçip bir özet yapmalı…
Takım süper… basketbol zaten son yıllarda müthiş hızlandı. Ben de 1995 yılında bir altyapı kulübünün kuruluşunda bulunmuş ve gençlerin maçlarına sıklıkla gitmiştim oradan biliyorum. Bir kural çıkmıştı o yıllarda; set oyunu yasaklanmıştı altyapıda. Bu şu demek; top rakipteyken kendi sahana çekilip herkesin kendi bölgesinde bekleyip savunma yapması, yani set oyunu yasak. Adam adama oynamayı, yani NBA’de olduğu gibi, eşleşeceğin rakibini kovalamayı, hızlı oyunu teşvik ettiler. Eskiden uzun oyuncu yavaş yavaş sete dönerdi, şimdi sıkıysa geciksin; anında basket bulur rakip takım.
 
Federasyonun bu uygulaması sonuç verdi; inanılmaz bir tempo kazandı basketbol; yürek dayanmaz. Oyuncular bir o sahada bir bu sahada. Tüm maç adam adama. Basketbol çok daha bireysel oynanıyor, oyuncular daha özgürce hünerlerini gösterebiliyorlar. Bu da seyir zevkini arttırıyor. Oyuncuların hepsi iyi atletler.
 
Maçta Hacettepe’nin bariz üstünlüğü vardı, hemen fark oluverdi ve maç boyunca devam etti.
 
Mola verildiğinde bir anda karşıdaki kapılar açıldı ve hareketli bir müzik eşliinde PONPON kızlar sahaya çıktılar :) Valla her şey düşünülmüş. Mürvet’e sordum hemen; konservatuar öğrencileriymiş. En tecrübelisini, gösterişlisini ortaya koymuşlar, müthiş bir pozitif enerjiyle dans ediyorlar. Diğer kızlara torpil geçip onları daha çok alkışladım ben :) haksızlık olmasın kızlara diye…
 
Maç sonrası neşe içinde ayrıldık. Bir dahaki maçta buluşmak üzere dağıldı gençler.
 
Size de tavsiye ederim; Hacettepe’mizin bir maçına gidin mutlaka; eski günleri hatırlayacaksınız. 25. yılı kaçırmanın acısını bir parça olsun bu sayede çıkarttım; sağolasın Mürvet. Reunion olmadi ama ‘mini-reunion’ denilebilir:)
 
Sevgiler
 
Ali Cerrahoğlu