-Şu terasa görünmeden çıkmanın bir yolunu bulmalı… tost yine buz gibi oldu. Bekleyen birkaç hastayı görmeden çaya çıkmak zor.

- Sabah koltuk değnekleri ile bekleyen yaşlı hastaya yukarıya çıkmadan ilaçlarını yazmayı teklif ettim, kabul etmedi; ‘çıkalım biraz sohbet ederiz’ dedi. Beraber çıktık odama. Ama yine de ilk hastam olamadı, kapıda bekleyen anne ve oğulu bekledi. Hısım çıktık; neredeyse akraba olacaktık. ‘Babama kaymakam Mustafa derler, bu mahallede büyüdük, annenlerle beraber oynardık çocukken’

- Sonraki hasta baypas sonrası kesi üzerinde ‘hipertrofik nedbe’ gelişen obes, diyabetik ve hipertansif bayan hasta. Şu anki tek sorunu ameliyat izindeki bariz kabarıklık. Sabahın enerjisi ve dinlenmişliği ile uzun bir ‘yaşam tarzı değişikliği’ sohbeti. Nedbesi için sadece bir pomat yeter, çok da faydası olmayacağını ekleyerek. Silikon jel konusuna hiç girmedim; reçeteye girer mi, Tarsus’ta bulunur mu, hasta uygulayabilir mi, gerek var mı, hasta için öncelikli mi diye kısa bir tereddütten sonra.

- Firmacılar sık ziyaret ediyorlar. AÇSAP’dayken çok gelmezlerdi, reçete sayımız tatmin edici değildi besbelli. Saygılı ve dikkatliler, koyduğunuz sınırlara uyumlular. Diğer ASM’leri anlatıyorlar. Her tarafta harıl harıl düzenlemeler, tadilatlar… Firmalar sisteme ilk geçen illerde çok katkıcı olmuşlar. Artık pek öyle değilmiş. Belki de iyi ki değiller. Karlılık azalmış, ilaç fiyatları düşmüş.

- Halı saha görevlisi Şinasi kardeşini ve yeğenini göndermiş, karın ağrısı ve iştahsızlık… Misafir hastalar ne kadar azaltsak da yine çok.

-Tatsız bir olay, korktuğumuz başımıza geldi, Dr.Haluk’un laptop’ı çalındı. Gözle kaş arasında… Haluk aşağıya inmiş, ebe hanım da karşı odaya geçmiş beş dakika, dönüp baktıklarında kabloları çekilmiş ve bilgisayar yok olmuş. Kirli sakallı, zayıf bir genç vardı demin, acaba o mu ? Kamera yok merkezde… ara ki bulasın. Olay yeri inceleme ekibi hemen geldi ama bulunması çok zor. Çok yeni bir makine değildi ama programı zar zor kurmuştuk, yeni yeni adapte oluyorlardı. Evdeki masaüstü bilgisayarı getirdi öğleden sonra. Bilgisayarcıları aradık. Tabi ki çok meşguller, birçok ASM’ye daha hiç gidememişler; gelmeleri zor. Yarın sabah uzaktan bağlanarak kurmaya ve ayarları yapmaya çalışacağız. Odadan çıkarken kilitlemek lazım her seferinde. Çıkarken kapıda Hayriye’ye bırakmalı anahtarı… ne bu ya; biz önceden kapı falan kilitlemezdik…

-ASM tabelası göndermişler müdürlükten. Oldukça küçük bir tabela. İsmimizde bir de ‘Cumhuriyet’ vardı, unutulmuş; ‘Emekliler Derneği (Cumhuriyet) Aile Sağlığı Merkezi’’ olacaktı. Bir ara eklemeli. Peki eski kocaman tabela ne olacak? Oysa biz sağlık ocağı yerine Aile Sağlığı Merkezi yazdırıp kocaman tabelayı korumayı düşünüyorduk. Neyse, bu yenisini bir yere asalım sonra düşünürüz. Arkadaşlar, tabelanın yerini inceliyoruz ama herkes de bize bakıyor sokağın ortasında, hadi içeriye girelim, sonra bakarız…

-Öğlen yemekleri sorun. Hemşire hanımlar yemek işini organize etmeye başladılar. Güzel bir liste yapmışlar kendi aralarında, öğlene doğru alışveriş yapıyorlar ve en üst kattaki küçük mutfakta yemeklerini hazırlıyorlar. Bugün taze fasülye vardı…  çok uyumlular… herkes herkesin işine koşuyor.

-Pozitif enerji vereceğiz diye hep olumlu şeyleri de yazmayalım; fenilketonüri için kanları toplum sağlığı merkezine kim götürecek? Bazı ASM lerde tartışma bile olmuş doktorla ebe arasında. Doktora kurye işi yüklemek de uygun değil. Neyse, bugün duyduk ki ayarlanmış, bir görevli dolaşıp toplayacakmış. Aferin grup başkanına, çalışkan çıktı bu oğlan, ve de makul… Duyuyoruz bazı yerlerde sanki özellikle güçlük çıkartıyorlarmış birçok şeye. Bizde yapıcı bir yaklaşım hakim görünüyor.

-Tuvaletler koku yapıyormuş… muş diyorum çünkü benim burnumun koku almaması meşhurdur. Hemşire hanımlar hep en kritik durumlarda beni çağırırlardı eskiden beriJ Haluk bu işleri iyi biliyor; hayatı tadilatlarla geçmiş. Hemen ustalar çağırıldı; bir sistem kurulsa iyi olurmuş, yan yana tuvaletlerin ışıkları tek düğmeden yanıyormuş, güzel birer fan takılıp da düğmeleri de ayırılırsa süper olacakmış. Ustalar fiyat çıkartmışlar; 2500 TL… pahalı ama fanlar en iyisindenmiş… eyvah eyvah, biz en iyi durumdaki bina diye burayı seçtik ama bak yine eksik çıktı. Çok mu kokuyor gerçekten? Bir düşünelim… mal sahibine mi söylesek ki… ne de olsa demirbaş sayılır. Bence ustalar abartmıştır, birilerine daha soralım. Haluk sağolsun uğraşıp koşturuyor tesisatla, tuvaletlerle… herkes yapmaz valla…bilgisayarı da çalındı zaten…

- Hayriye’nin sigorta işini de hallediyoruz. Ruşen’ler gibi biz de araştırdık ve kendi üzerimize yapacağız. Hem ekonomik olacak, hem de sanıyorum daha sağlam olacak. Kızcağız da canla başla çalışıyor. İkinci bebeği 4-5 aylık oldu, annesi bakıyor… eşi de ekmek parası için yurtdışında işçi…

- Gebe izleminde ÇKS sayısı isteniyor, var veya yok demek yetmiyor. Şimdilik emektar ultrason ile çks sayımı… Ben de ihmal ettim dopleri sormayı Saim’e…

- Bugün kan tetkiklerini de programdan istemeye başladım. Güzel bir sistem, tek tek seçiyorsun tetkikleri ve yazıcıdan tüm bilgileri içeren ve size özel bir tetkik formu çıkıyor. Laboratuar şaşırmasın diye ilk keresinde bir de eski formdan doldurup iliştirdik ebe hanımla. Biraz komik oldu belki ama ne yapalım, hastanın kanı boşa gitmesin… İlk 3 ayda limit yokmuş galiba ama programda kaç liralık tetkik yaptırdığınız görünüyor.

-Şimdiki hedef poliklinik defterinden kurtulmak. Programdan çıktı alıp gerekirse deftere yapıştırmak veya deftermiş gibi saklamak mümkün diyorlardı, ben de programcı Hayati’yi arayarak nasıl olduğunu öğrendim. Böyle yapanlar varmış. Ruşen’de defter gerekmez dedi. Yahu bunun bir yönetmeliği, kuralı yazmaz mı bir yerlerde… oradan buradan sorarak iş olmaz ki… Yarın denesem mi ki… ama sonra vazgeçersem defter çorbaya döner… başladın mı artık öyle devam etmek lazım…

-Arkadaşlar, bu işte en önemli şey bilgisayar ve program. Erkenden karar verip bilgisayarınıza yükleyin. Sistem başladığında kimseyi bulamıyorsunuz. O kadar yoğun oluyorlar ki

(Millet severek okuyoruz dedi ya; senin de çenen düştü… yok kızın bebeğiymiş, kocası gurbetteymiş, emekli olacakmış, tostu soğumuş da yiyememiş, kuşlar arabasını rahat bırakmıyormuş… naalakası var, roman yazsaydın bari…)

Sevgilerimle;