Sistem güncesi – 8
14.temmuz.2010
Sabah esnafın arasından 200 metrelik yürüyüş müthiş keyifli bir alışkanlık oldu. Köşedeki ‘sigaracı’.yerde küçük bir tabureye oturmuş, önündeki tezgahta tütün sarıp sigara yapıyor. Çok da güzel sarmış sigaraları, muhtemelen tek tek satıyor. Sohbet edemedim henüz. Açıkçası, benden çekinir, polis falan zanneder diye düşündüm, korkmasın diye konuşmadım. Fotoğrafını çekmeli, ilk fırsatta…
Ebe hanımlar erkenden yemek hazırlıklarına başlamışlardı; dolma yapacaklar… içini hazırlamışlar bile. Terastaki masanın etrafında hepimiz dizilip sabah çay simit keyfi yaptık.
Hayriye cepten çaldırdı; 2 hasta var. Çayımla beraber indim odama. Yaşlı amcanın karnındaki şişliğe baktıktan hemen sonra kötü bir haber telefonla geldi; bir yakınımın kardeşi vefat etmiş… Bekleyen diğer hastayı hemen karşı odaya yönlendirip Ramazan’a haber verdiktn sonra hızla hastaneye gittim ve dün bir daha dönemedim ASM’ye. .Kuşların korkusundan uzağa parkettik ama bu sefer de acil çağrıda koştura koştura arabaya gitmek zorunda kaldım. Herkes aradı sağolsunlar, gelme biz hallediyoruz dediler. Ekibin önemi burada, siz yoksanız gözünüz arkada kalmıyor.
15.temmuz.2010
Sabah yürüyüşü… sigaracının yanındaki kasabın önünde oturmuşlar birkaç esnaf. Gazetedeki haberi konuşuyorlar; yumurtanın tavuktan çıktığı kesinleşmiş diye anlatıyor bir tanesi hararetle…
Girişte bir hastam karşıladı aşağıda. Bir ayağı ve bir eli özürlü, aksayarak yürüyen genç bir çocuk. AÇSAP’ta görmüştüm bir kaç ay önce. Özel bir derdi varmış, ayaküstü konuştuk.
Bugün yine genç bir delikanlı uyuşturucu reçetesi istedi. Geçen hafta da gelmişti. Elinde eski tarihli bir reçete var, onu yeşil reçeteye geçirtmek istiyor. Madde bağımlısı, yüzünün feri gitmiş, sakalları birkaç günlük, biraz da ürkütücü… Sistemin değiştiğini, yeşil reçetemiz olmadığını söyledim. 4-5 kere ısrarcı oldu ama kırmadan, suçlamadan kibarca reddettim, yolladım. Perseküte olup her gün gelmesin… baksana iki kez oldu geliyor. Halluk’a da uğramış.
Haluk yeşil reçete için dilekçe yazıp yolladı grup başkanlığına. Artık TSM demek lazım herhalde. Giden evrak defteri almış bir tane. Hayriye’ye yazdırmış yazıyı. ‘Sorumlu hekim’ ünvanı ile de Ramazan’a imzalatıp gönderecekti. ‘Sorumlu hekim’ yazmayalım artık dedim; ‘yönetici hekim’ yazalım. Ruşen de uyarmıştı; sorumlu hekimlik bir çeşit amirlik pozisyonunu çağrıştırıyor. Oysa ki bu sistemde böyle bir şey yok. Bu seferlik yeniden bastırmadık yazıyı, kağıt israfına gerek yok; bir dahaki sefere öyle yazarız.
Kimde dursun yeşil reçete? Acaba bir koçan yetmezmiydi, biterse yeniden alırız, zaten ne kadar kullanırız ki… En iyisi Funda Ebeye verelim, en tecrübelileri o. Çok da duyurmayalım yeşil reçeteyi, gerektiğinde yazarız sessizce.
Haluk’un bilgisayarı çalınmıştı ya… yenisini getirdi. Bu sefer desktop. Ben cenazeye gidince dün kuramamıştık sistemi. Bugün kendi halletmiş, süper. Firmadan Hayati’yi aramış. İnternetten küçük bir programcık indirip kurmuş, o programla Hayati uzaktan bağlanıp hasta takip programını kurmuş bilgisayara. Korkudan ben her gün yedek alıp flashdisk’e kopyalıyorum. Çok uzun sürmüyor. 30 megabytelık tek bir dosya. Laptop çalınsa da yedek var, data kaybı olmaz.
Odamın anahtarı, programın şifresi Hatice ebeye teslim. Benim bilgisayarım açık olmazsa o yukardan giremiyor programa. Ben de bu nedenle bilgisayarı kapatmadan çıkıyorum, o benden sonra giderse kapatıp çıkıyor.
İstanbul’a taşınan bir hastam vardı; Xxx Hanım. İki kızıyla ziyaretime geldiler. Hem ziyaret hem de muayene. Kızlar kocaman olmuş, birisi emlakçıda çalışıyor, diğeri de bu yıl konservatuar sınavına girecekmiş, kazanırsa tiyatrocu olacak. Kalbinde zaman zaman ağrılar oluyormuş, muayene bulgusu yok ama bir eko önerdim. MVP falan olur bazen. Annesi 50 yaşında, menopoza yeni girdi. Miyomu vardı, bir de smear aldırmak istiyor. Miyom büyümemiş, zararsız görünüyor. Smear nasıl olacak. Hadi biz aldık, kim bakacak bilemedim. Serviks de temiz görünüyordu ama hazır smear bilinci olan bir hasta bulmuşken ihmal etmeyelim, yakındaki kadın doğum hastanesine gönderdim smear için. Hasta İstanbul’a dönecek, kadın doğumcu arkadaşım smear sonucunu bana yollayacak.
Pişmaniye getirmişler. Bugün glisemik indeksi yüksek takıldık hep beraber… Hayriye, aşağıyı birine emanet edip gelirmisin yukarıya… Bizim bir resmimizi çek kızlarımla… Artık facebook’a mı koyarız, web sayfasına mı… Sahi, muayenehanedeki çocuk hasta resimlerini dizdiğim panoları getirsem mi ki… Ama bekleme salonunda çocuklar yırtarsa… Dur bakalım, sonra düşünürüz… şimdilik kalsın.
Tanıdığımız bir kadıncağız vardı. Kocası epey hayırsız, çalışmıyor. Kendi aramızda para toplayıp temizlik ve yemek yaptırıyorduk. Çok temiz bir kadın. Ziyarete geldi, hem de iş var mı diye soruyor. Keşke olsa ama biz tamamız. İstersen bir de ‘bir nolu’ya git. Onların belki ihtiyacı vardır. Ben de telefon ederim. Sana bulduğum diğer yerde çalışmayı da sen istemedin, kocan izin vermiyor geç saate kadar çalışmanı.
‘Doktor bey lohusayı giremiyorum’ Hatice’yle oturup tespit ettiğimiz lohusayı girmeye çalıştık. Becerdik de… Önce gebeliği tespit ediyorsun, sonra doğumla sonlandırıyorsun, ancak o zaman lohusa kartı açmana izin veriyor program. Aşılarda sorun var. Eski tarihli aşıları da girip çocuğun dosyasını tamamlamak istiyorsun ama sistem başlamadan önceki tarihle aşı girmenin kolay yolunu bulamadık henüz. Şimdilik performans yok ama öğrenmek lazım.
Bizim bütün gebelerimize ve bebeklerimize ulaştı Hatice. Hem de hiç sahaya çıkmadan henüz. Sadece bir lohusa için çıktı dün, onu da evde bulamadı zaten. Telefon ediyorsun hemen koşa koşa geliyorlar. Her yeri bilmem ama benim ebemin işi kolay görünüyor şimdilik. 15-49 takipleri biraz fazla. Yılda 2 defa görmek gerekiyor. Bir de özlük bilgilerini tamamlamak var. Ben her gelen hastaya önce telefon, öğrenim durumu, kan grubu ve sosyal güvenceyi soruyorum. Bunları istiyorlarmış, sonradan uğraşmayalım.
El dopleri de efsane oldu. Sağolsun Saim bir site ismi verdi. Biz girene kadar o da zam yapmış. Telefonları Haluk’a verdim; satın almacı o:) Hemşire hanımlar acele ediyorlar el dopleri için. Sistem sadece var veya yok demeyi kabul etmiyor ve sayı istiyormuş.
Söylemiş miydim; bebek terazimiz pound cinsinden ölçüyordu. Bizimkiler de rakamı ikiye bölüp ölçmeye çalışıyorlardı. Neyse ki altındaki düğmeyi bulup kilograma çevirdik de düzeldi:)
Ona yakın ilaç raporu yazdım, hepsi tamam. Ama birisinde eczacı gelip ‘bilgi işlem numarasını’ sordu. Ayrı bir rapor defteri turup tutmamaya karar veremedik önce. Protokol numarasını yazdırdım oraya da ve oldu. Ama sonra karar verdik, bir rapor defteri alıp oradan numara verip bir nüshasını da saklayalım dedik.
Saat dört buçukta da ayrılıp okulu ve Tarsus’u ziyarete gelen Alman Hessen eyaleti parlamenterlerini karşılayıp gezdirdik. Akşamüstü de yas evini ziyaret… Sohbetin bir bölümünün konuu da tabi ki aile hekimliği… Sorular, sorular… Biz şimdi istediğimiz yere gidemeyecek miyiz?
Yarın akşam bir hastamın oğlunun düğünü var Adana’da. Düşündük taşındık eşimle; gitmemek için bir bahane bulamadık:) Ne hoş bir şey, bizi de düşünmüşler sağolsunlar; ‘geleceğiz’ deyince ne çok sevindiler… tabi ki gitmek lazım…
Dr.Ali Cerrahoğlu
No user commented in " Aile Hekimliği güncesi – 8 14-15 temmuz 2010 "
Follow-up comment rss or Leave a TrackbackLeave A Reply