Sistem güncesi – 9     18.temmuz.2010

Bölgemde yaşayan bir hasta tanışmaya geldi; hayırlı olsun demeye gelmiş. Hastalar sistemi çok merak ediyorlar. Konu İstanbul ve Ankara’nın gündemine girdikten sonra televizyonlarda her gün dinliyorlar. Herkes aile hekiminin kim olduğunu merak ediyor. Beklentileri çok yükselttiler; herkesin dilinde artık doktorun eve gideceği var neredeyse.

Müdürlük kesin kayıt yapmayı yasaklamıştı ilk başta. Artık hiçbir doktora kayıtlı olmayan hastaları kesin kayıt listenize alabiliyorsunuz. Hasta dosyasına girildiğinde sağlık bakanlığından sorgulama bölümü var; aile hekiminin kim olduğunu oradan görüyorsunuz. Eğer aile hekimi yoksa ‘kesin kaydet’ diyorsunuz ve oluyor. Sizin bölgenizde yaşayan birisi başka bir ilde misafir hasta olarak aile hekimine muayene olmuşsa, sizin iliniz de henüz sisteme geçmemiş olduğundan hastanın aile hekimi olmayacağından o aile hekimi tarafından kesin hasta olarak kaydedilmiş olabiliyor. Bu durumda siz o hastayı dilekçe ile alabileceksiniz listenize, 3 ay dolduktan sonra.

Sabah internet kesikti. Telekom’a sordurduk; 4 saat sürecek bir çalışmamız var demişler, çaresiz bekliyoruz. Gerçi program internet olmadan da çalışıyor aslında ama sorun misafir hastaların bakanlıktan güncellenmesi… Emin’in virüs nedeniyle çağırdığı bilgisayarcı Mehmet farkediyor işin aslını: modem kilitlenmiş… Modemi resetliyor ve sorun çözülüyor. Telekom neden öyle söyledi kimbilir…

Haluk’un bilgisayarı çalınmıştı ve yenisine de uzaktan bağlanarak program kurdurmuştu ya; bu sefer de bilgisayarın ağa tanımlanması gerekiyor ki ebe hanımların odasından hastalara erişilebilsin. Asıl datalar doktorların bilgisayarında duruyor, ebe hanımların bilgisayarları terminal şeklinde ona bağlanarak işlem yapabiliyor. Eski alışkanlıkla akşamüstü çıkarken bilgisayarı kapatır kapatmaz Hatice’nin telefonu geliyordu; ‘aman doktor bey, kapatmayın bilgisayarı, hastaları göremiyorum…’ Hatice bayağı tecrübe kazandı kısa zamanda. Gebelerinin hepsini çağırmış. Koşa koşa geliyorlar. Hastanelerde takip edilen hastalar aslında hepsi, ama bir şeyler eksik kalmış hep. Her ay gelecekler.

Geçen hafta dikişleri enfekte olmuş bir lohusamıza bakmıştık. Bebeğini getirmiş bu kez. Yüzü gülüyordu, “iyileştim” dedi… Ebe hanımların odası, daha doğrusu dairesi çok güzel oldu, cıvıl cıvıl. Birkaç bebek aynı anda gelmiş, koro halinde ağlıyorlardı. Ebe hanımların birisi elinde mezura ile bebeği ölçüyor, diğer, aşı yapıyor, birisi de bilgisayarla uğraşıyordu sabah uğradığımda. Uğradım deyince yanlış anlaşılmasın, arada sadece birkaç basamak var ama hastalar peşpeşe gelince pek çıkamıyorsunuz.

Bir yeni doğanın TSH sonucu yüksek gelmiş, onu bildirdik, kontrol kanı aldı Hatice. Akşamüstü grup başkanlığına gitmişti, elleri torbalarla dolu döndü. Aile planlaması malzemelerimizi almış. Diğer arkadaşların aldıklarını kullanıyorduk bugüne kadar. Herkese ayrı ayrı veriyorlar, eskiden ekmeğin karne ile verilmesi gibi. Bir tomar da yazı getirdi. Şöyle bir baktım giderayak, bir sürü iş gibi duruyordu, pazartesi okuruz deyip Hayriye’ye bıraktım. Çok talimat geliyor, birilerinin konsantre olması lazım bunlara.

Hergün “enterit” sayısı bildiriyoruz. Saat 16 gibi Hayriye bizleri arıyor telefonla, sonucu müdürlüğe (belki de grup başkanlığına) telefonla bildiriyor. İnsanın tanıya enterit yerine “sulu gaita” yazası geliyor uğraşmamak için. Yok yok, yine de doğrusunu yazmak lazım, varsın uğraşalım. Vardır bir bildikleri elbet.

Bilgisayar programından tanı bulmak da hiç kolay değil. Elle yazarken alıştığımız tanıları ara ki bulasın. Ben mesela daha “sağlam” tanısını bulamadım. Muayene edip sağlam gördüklerimi kaydetmek işkence… Sağlam raporu tanı kodunu Hayati’ye sorduk; programcılar bizden iyi biliyor; Z’li bir şeymiş… Kendi tanılarım diye bir yer var, oraya attık, bulması kolay artık. Sağlam raporunu kolay veriyorum da, “sağlam” tanısı koymayı da bu hafta becereceğim inşallah…

Uzaktan erişim programı ‘team viewer’ı google’dan indirdik, programcılar bağlanarak hemen hallediverdiler, artık sorun yok, ebe hanımların bilgisayarından dördümüzün hastalarına da ulaşılabiliyor. Danışmadaki ikinci bilgisayarı da oraya kurmak gerekecek galiba… dur bakalım… Programcıların en çok tercih ettikleri şey uzaktan bağlanmak. Mersin’den buraya adam göndermek, hele ki şu yoğun günlerde çok zor bir şey. Çok sıkıştırırsanız telefonlarınıza cevap alamıyorsunuz. Masaüstüne hazır bir ikon koyuyorlar, siz tıklayıp şifreyi okuyunca onlar sizin bilgisayarı kullanmaya başlıyorlar. Siz de çayınızı içip mouse’un ekrandaki hareketlerine dalıp hayaller kurabilirsiniz…

Hastalar seyrek geliyorlar (şimdilik). Sohbet ederek yavaş yavaş bakıyoruz. Tanışmaya gelenler de var. Günde 30-35 hasta civarında bakıyorum. Sanıyorum diğerleri de öyle. Belki 10 tanesi misafirdir. Emin misafir hastaları daha fazla kabul ediyor. Çok uzakta oturanlar, köyden gelenler var; eğer makul istekleri varsa hallediyoruz. Hayriye aşağıda nasıl hallediyor bilmiyorum ama açıklama yapınca ve kendi doktorunun ismini verip yönlendirince hastalar kabul edip oraya gidiyorlar. Makul istekleri geri çevirmiyoruz zaten.

Bir de özel doktor reçeteleri var. Ben prensip olarak özel doktor reçetelerini yazıyorum. Ama kortizonlular var ya; işte onlar zor…  Ne kadar da çok geliyor… Tonsillit’e bile steroid… Şimdiki hobim böyle reçeteleri biriktirmek. Önce reçeteye bakıp sonra yazıp yazamayacağını söylemek de pek hoş olmuyor.

Benim bölgem çok eğlenceli. Kafanızı çevirdiğiniz her köşenin bir hikayesi var, çok eğleniyorum. Bugün gelen hastalardan birisi beni hamama davet etti; durun gülmeyin hemen; adamcağız 530 yıllık tarihi hamamın işletmecisiymiş. Uzun uzun hamamın yararlarını anlattı; ne kadar sıcak olursa olsun diğer banyolar hamamın yerini tutmazmış. Nem oranı, havası başkaymış. Vücudunda hiç kir, pas kalmazmış hamamda yıkanıp keselendikten sonra. “Hocam gel bir kese yapayım…” diyor…

Az ötede, tarihi Ulucami’nin çevresinde hummalı bir çalışma var. Kurtlar Vadisi burada çekilecekmiş. Sanıyorum Filistin’de geçecek bölümler burada çekilecek. İyi bir şey mi kötü bir şey mi kestiremedim…

Bu arada; sigara saran adamların hikayesini de öğrendim. Bu bölgede kaçak tütünden sigara yapıp satan çokmuş. Bu işin bir de makinası varmış. Aynı normal sigaralar gibi hazırlayıp paketliyorlarmış. Normal sigaranın paketi 3-4 lira iken bunları bir buçuk liradan satıyorlarmış.

Mustafa Bey geldi bugün. Ana Çocuk Sağlığı Merkezi’nden hastam. Benim şimdiki bölgeme komşu bir ASM’ye bağlı. Annesi çok yaşlı, çıkamıyor evden. Bizim eski yerimiz ikinci kattaydı; tam 44 basamak. Teyze yukarıya çıkamaz ben inerdim aşağıya, arabada bakardım. Zaten çoğu zaman Mustafa Bey gelip anlatırdı şikayetini, bir şeyler yapardık. Kronik bir kaşıntısı var teyzenin, uyuyamıyor kaşıntıdan. Mustafa Bey çok sevimli bir emekli. Annesine çok düşkün. En büyük zevki ırmağın denize döküldüğü yerde yılan balığı avlamak. Bana da getirecek, sözü var ama bir türlü kafasına yatacak büyüklükte tutamadı yılan balığını. Yeni doktoruna gitmiş, “anneni görmemiz lazım” demişler haklı olarak. Ama o kızmış, gelemez demiş, yaşlı, çok da kaşıntısı var… tarif etmişler, beni bulmuş. Aşağıda da Hayriye ‘bu defaya mahsus’ deyip yukarıya yollayınca çok sevindi beni gördüğüne.

Sohbet ettik biraz. Annesi kebabı çok seviyor, Tarsus’luların çoğu gibi. ‘Ölmicem mi zaten oğlum, kebap getir bana’ demiş. ‘İki dene de daş gadıyifi aldım doktor bey, ‘al anne, güzelce ye’ dedim’ diyor. ‘Sabah beni ölmüş görürsen götürür gömersin’ diyormuş annesi. ‘Bu sayılmaz doktor bey, yeni işini hayırlamaya çiçekle gelecem’ diyor giderken; ‘baba bi emrin var mı?’  Çok sevimli bir adam; anlatırken beden dilini bir görseniz, kebap ve ‘daş gadıyifini’ görmüş gibi olursunuz, ağzınız sulanır…